Pazar, Eylül 29, 2013

Günün Filmi: Enough Said



Biletix ile cebelleşirken, kafam nereye gittiyse hata yapıp bütün biletlerimi "Öğrenci İndirimi" kategorisiyle aldığım için ilk güne huzursuz başladım. Saat 10:00'da, Atlas'ın kapısına dayandım ve bütün biletlerime fark kestirdim. İlk defa hata yaptığım ve bir hata daha yaparak Biletix'e prosedürü sorduğum için aldığım bilgi yüzünden gergindim. Her seans için kuyruğa girip tek tek fark bileti alacağım sanıyordum ama, İKSV sağ'olsun, oldukça ilgilendiler ve beni çok rahatlattılar. Kısmetse seneye kesinlikle kuyruğa girip bilet alacağım. Neyse. Gelelim günün filmlerine..

ILO ILO ★★
Film Ekimi 2013'ün açılışını Singapur'un Oscar adayı Ilo Ilo ile yaptım. Film, Antony Chen'e Cannes Film Festivali'nde 'Altın Kamera Ödülü' kazandırdı. Film, hikayesine fon olarak 1997 krizini almış. Singapur'da çekirdek bir aile ve o aileye Filipinler'den gelen bakıcı Teresa'nın etrafında dönüyor. Evin yaramaz çocuğu Jiale (Koh Jia Ler), Teresa (Angeli Bayani) ile arızalı bir ilişki tesis ediyor. Chen, bu hikayeye kendi çocukluk anılarını da eklemiş. Filmin güçlü bir rejisi var ancak naif hikayesi o kadar kişisel çıkarımlarda bulunuyor ki Oscar'da pek şansı olacağını sanmıyorum.Ancak film bittiğinde role captiondan bir tık önce çok sevimli bir sürpriz var. Hemen kapıya doğru koşup o tatlı sürprizi kaçırmayın.

ENOUGH SAID  ★★★
Günün ikinci filmi, Nicole Holofcener'in ve James Gandolfini'nin son filmi Enough Said oldu. 10 yıl önde kocasından boşanmış ve çok şahane bir masöz olan Eva (Julia Louis Dreyfus) kızı ile birlikte mütevazı bir hayat yaşamaktadır. Kızı şehir dışında okumaya gitmek üzeredir ve Eva, bir davette Albert (James Gandolfini) ile tanışır. Olaylar gelişir. Toronto Film Festivali'nde dünya prömiyerini yapan Enough Said kaliteli, dürüst bir komedi filmi. Senaryosu az biraz öğretmen edasıyla ilerlese de film temiz işçiliği ile göz doldurdu ve nazarımda  'Günün Filmi Ödülü'ne hak kazandı. İnsanı fena halde de ağlatıyor. James Gandolfini'nin ne kadar şahane, nüanslı bir oyuncu olduğunu ve çok genç yaşta aramızdan ayrıldığını bir kez daha hatırlıyorsunuz. Mutlaka izleyiniz..

METRO MANILA  ★★★
Arada Saray'a kaçıp çocukluk alışkanlığımı tazelemeyi yani tavuklu pilav yemeyi unutmadım. Sefahathane gün boyu açılmadığı için sokak arasında bir kahvede vakit geçirdim seans aralarında. İstiklal güneşli, Araplı ve çok gürültülüydü. 45 dakika fazladan rötar ile Beyoğlu Sineması'nda günün 3. filmi olarak İngiltere'nin Oscar adayı Metro Manila'yı izledim. Sundance Film Festivali'nde 'İzleyici Özel Ödülü'nü alan filmi Sean Ellis yazmış ve yönetmiş. 1970 doğumlu Ellis'i, 'The Broken' adındaki ortalama filmiyle hatırlıyorum. Daha sonra filmografisinde geri gidip CashBack'i de izlemiştim. O zaman da hikayesinin gidişatını gereğinden önce anlamıştım. Bu hikaye de -benim için- sıfır sürprizle ilerledi ve finale geldi. Filmin rejisi, kurgusu, müzikleri oldukça başarılı hikayesi de oldukça güzel ancak senaryoyu bizim total seyircimize yazar gibi kaleme alıp, sürprizsiz bırakınca bende bıraktığı tat az kekre oldu ne yalan söyleyeyim. İnsanın, keşke yazmasa sadece yönetse diyesi geliyor.

HELI  ★★★★★
Günü bitirten film de Meksika'nın Oscar adayı ve yönetmeni Amat Escalante'ye Cannes'da ödül getiren Heli oldu. Amat hızla yükselen bir yıldız yönetmen. Heli, ilk 9'a girebilir çapta bir film hatta iyi bir lobi yaparlarsa 5'i de zorlayabilir. Heli'nin tuhaf ve zor izlenir bir dokusu var. Hatta gereksiz sert sahneler var. Escalante 2008'den beri merakla takip ettiğim genç yönetmenlerden biri. Alametifarikasını ise filmlerinde şiddeti (gülmeyin ama) illüzyon olarak değil de tuhaf bir samimiyetle kullanıyor. Filmin arka jeneriğinde senaryo &casting ekibinde Zümrüt Çavuşoğlu ile kurguda Ayhan Ergürsel'in isimlerini görmek de keyifliydi. Hikayenin neresini anlatsam spoiler vereceğim. En iyisi gidip izleyin. Ve Heli, o kadar canımı sıktı ki son filmim La Vie D'Adale'yi izlemeden eve geldim.


.

Öyle yani..

.


Hiç yorum yok :