Pazar, Haziran 15, 2008

Susma!


Benim çocukluğumun hiç kıyıları, ormanları olmadı. Hep asfalttı, gürültülü pencereleri vardı. Pencere önü çiçeğiydim en fazla. Hiç ufuk çizgisinde yetişmeye çalışmadım uçurtmalara. Ama ağaçlarım vardı. Betondan fışkırmalarına şaşırırdım. “Asfaltın altı da toprak..” derdi, babam. Anlayamazdım. Güve delikleri içinde eskimiş fanilalara benzetirdim. En fazla inciri bilirim. Kıyı köşe sıkışmış, uğursuz saydığımız için görmezden gelinmiş o iri yapraklı ağacın ham meyvasının sütünden “ben” yapmaya çalışırdım. Elimin üzerinde bir ak damla, kaç gün sustalı kesildim güneşin altında.

Benim çocukluğumda hep kar yağardı. Hiç yağmur hatırlamıyorum. Hiç üşümezdim. Öyle zamanlarda babam alıp götürürdü beni arabayla. Sokakta çocuklar oynardı, biz üzerinde hiç ayak izi olmayan yerler bulmaya giderdik. Hiç gevelemeden söylemişim ilk cümlemi. Hiç emeklemeden ayağa kalkmışım. Dizlerimde hiç yara yok. Hiç düşmedim. Hiç çocuk şarkısı bilmem, kimseyle söylemedim. Kolumda aşı izim yok. Hiçbir çocuk hastalığını geçirmedim. Bebeklerim olmadı. Evcilik oynamadım. Siyah- beyaz resimlerin arkalarındaki tahtakurusu izleri de olmasa, kendi kendime söyleyip, kendimi uyuttuğum masalları anımsamasam arasıra, hiç cocuk olmadım diyebilirdim rahatlıkla.

Şimdi hep yağmur yağıyor. Yağmur sessizce büyüyen bir nehir gibi akıyor kapımın önünden. Gözlerim hızla gidip gelen iki cam sileceği gibi. Kapımın önünden geçen seslere bakıyorum. Seyrini bilmediğim şarkılara, karşı kıyıda duran çocukluğuma bakıyorum. Benim uyuduğum yerlerde kimseler uyanmıyor artık.

İncir ağacı konuşsana!



•• Dilek Gezer/ San dal ye ler 2008

3 yorum :

Goddess Artemis dedi ki...

Fotoğrafı çekenin, anlatanın, aktaranın eline sağlık! Güzelmiş...

ranini dedi ki...

senin gönül gözüne sağlık:)

hirodes dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.