
Bundan 30 yıl kadar önceydi. Darbeyi üniversitede yemiştik. İdeolojik sakallarımız ve bıyıklarımızla, ve yine ideolojik basma elbiselerimiz, hushpapilerimizle, üniversite kampüsünde kasılmış kısılmış kalmıştık.
Elimizdeki, doğru yanlış farketmez, üç beş laf uçup gitmişti. Hocalarımız sıra traşından geçirilmişti. Bu memlekette her neslin hayatından kaybolmasına hükmedilen 10 senenin ilk senelerini mümkün olan en az acıyla kaybetmeye çalışıyorduk. Türkiye’deki her yeni nesil gibi, biz de kendi neslimizin payına düşen kendi mahkûmiyetimizi yaşıyorduk. Voltamızı, kendi küçük büyük cemaatlerimizin, birbirimizin gölgesinde atarak, biraz olsun ısınıyorduk.
O günlerde, kampüsün ortasındaki yazın tozlu, kışın çamurlu futbol sahasından, bir cemaatsiz, yalnız adam yürüyordu. Bir oraya yürüyordu. Bir buraya yürüyordu. Her daim yalnızdı. Ama yüzündeki ifadeye bakarsan yalnızdan ziyade tek başınaydı. Biz cemaatinin kollarında vakit dolduranların suratındaki ifade, onunkinden çok daha fazla yalnızlığı andırıyordu.
Adamın omzunda hep bir fotoğraf makinesi vardı. Hep bir aşağı bir yukarı yürüyordu. Hep işi vardı. Her fırsatta üniversitede bir yerde ve belki de başka yerlerde fotoğraf sergisi açıyordu. Yüzünde belli belirsiz bir, ‘beni maymun edemezsiniz’ gülümsemesi vardı. O adamın adı Nuri Bilge Ceylan’dı.
Üç Maymun’u seyredince bütün bunlar bir ‘film şeridi gibi’ gözümün önünden geçti.Üç Maymun hayatımda gördüğüm en iyi film. Derdim, sinema eleştirisine merdiven dayamak değil. Benim sinemayla ilişkim basittir. Bir filmi bir kez görüp bir ay sonra başından sonuna neredeyse sahne sahne muhayyilemde tekrar canlandırabiliyorsam, o film benim için iyidir. Ne kadar kolay hatırlayabiliyorsam, filmin dili o kadar benim anadilimdir. O dil bana o kadar nüfuz etmiştir.
Devamını Buradan Okuyun!
Alıntı: Gökhan Özgün,
Taraf Gazetesi - Aralık 2008
.
2 yorum :
gökhan özgün'ü link verdiğin için okuyorum. ilk zamanlara göre fazla popülist geliyor yazıları.
filmi gormedim, ama yakaladigi noktayi sevdim.
Yorum Gönder