Cumartesi, Ekim 17, 2009

Sana acıyalım mı?


Gün'aydıran çayına sıkıntılarımı katık eden sordu: Sana acıyalım mı istiyorsun? Çözüm önünde duruyorken görmezden gelmenin başka bir anlamı olamaz. Çözüm önümde duruyor, ben kenarında dolaşıyorum. Mantık zincirin kopuk. Günlerdir. Aylardır. Yıllardır. Mantık zincirim kopuk, biliyorum. Bu keskin sohbetten bir saat sonra Erenköy'ün Baş Hekimi ile konuşuyorum. Çay ısmarlıyor. Önündeki dosyayı açıp annemin raporlarını okuyor. Hastaneye yatırmanın tek çare olduğunu bir kez daha dinliyorum işinin ehli bir ağızdan. Yaşı sebebiyle kullandığı ilaçların sık sık doz ayarlaması gerektirdiğini, benzer tanıya sahip hastaların ilaçla tedaviye gösterdikleri direnci, hastane yatışlarının süresinin ne kadar uzayabileceğini anlatıyor. Bilmediğim tek bir cümle kurmadınız, diyorum. Hiç öyle durmuyorsunuz. Duygusal davranmayın. Bu tür davranışlar hasta yakınlarının düşeceği en kötü tuzaktır, diyor.

Herkes yanılıyor olamaz. En azından görüneni yorumlayanların içinde bulunduğum durumu tanımlayışlarına kulak vermek lazım. Haklılar. Belki de sahiden bana acımalarını istiyorum. Ne kadar zor şartlar altında yaşadığımı ama yine de ayakta kaldığımı, kuyruğu dik tuttuğumu bilsinler, beni ayakta alkışlasınlar, takdir etsinler, övsünler, poh pohlasınlar, parmakla göstersinler istiyorum. Bilmediğim bir iç güdüyle aslında çoktan alınması gereken bir karara karşı direniyorum. Annenizi ihtiyacı olan tedavi şartlarından fazlasıyla ödüllendirerek kendinizi maddi manevi cezalandırıyorsunuz, bu da bir seçim ama sağlıklı bir seçim değil, diyor. Üzerime yapışmış, çok şık ama bir o kadar da samimiyetsiz duran 'çaresizlik' hırkasını benden başka herkes görüyor olmalı. Hastane Müdürü koğuşları gezdiriyor. Anneniz orada Vişnezadelerin büyük torununa komşu, burada ise Himmet Efendi'nin karısıyla odasını paylaşacak. İki hastane arasındaki tek fark budur, diyor. Hasta haklarından bahsediyor. Seferberlik ilan edilmiş, beni koşulların mükemmelliğine ikna etmeye çalışıyorlar. Direnmemek lazım.

Hastaneden çıktığımda yağmur dinmişti. Dün bir karar verdim. İçim rahat. Hiç ağlamadım. Bu ucuz ve demode melodramda kendime biçtiğim cıvık rolü pek beğendiğim için hikayeyi sündürdüğümü, çoktan yapılması gereken namuslu bir finali geciktirdiğimi ve rol çaldığımı artık biliyorum. Bütün gece bu gerçeği sindirmeye çalıştım. Hâlâ karnım ağrıyor ama önceki günlere, aylara kıyasla daha iyiyim. Uyanış senaryolarına inanmam. Mucize beklemiyorum. Bir cümle okudum, bir kitap buldum, iki göbek attım fevkaladenin fevkinde lüks mevkiideyim diyemiyorum. O sebeple beyaz bir kağıda kocaman harflerle gerçeği yazdım, karşıma astım. Zihnim bulanınca bakıyorum. Kağıdın üzerinde, 'Son zamanlarda tanıdığım en şımarık insansın' yazıyor.

Böyle yani..




••
Baca, originally uploaded by yevgenizamyatin


.

20 yorum :

Enteldantel! dedi ki...

Uyanış senaryolarına inanmak istiyorum.

felek melek dedi ki...

'günaydıran çayı'nı seninle paylaşan bir erkekmiş bunu anladım yazından. bir erkek olduğu için de kadın duygusallığını kırma yolunu seçmiş. keskin davranmış. işe yapamış. o zaman biz de teşekkür etmeyi borç biliriz aydıran arkadaşına.

sen bize lazımsın ranini dik dur :)

tuba dedi ki...

Belki de sahiden bana acımalarını istiyorum.
(ben sevmem acımayı.. bana acınılmasını da.. bu nedenle bunu kabul etmiyorum)

Ne kadar zor şartlar altında yaşadığımı ama yine de ayakta kaldığımı, kuyruğu dik tuttuğumu bilsinler, beni ayakta alkışlasınlar, takdir etsinler, övsünler, poh pohlasınlar, parmakla göstersinler istiyorum.
(eee bu zaten bu böyle.. ekstra bir acı depolamaya gerek yok ki)

erkek kadın fark etmez.. bende o çayı paylaştığın olsaydım sanırım.. dan dan söylerdim fikrimi.. pek iyi olmuş..

hayırlı olsun insallah..

sevgiler..

Osman Nevres dedi ki...

Acımak!

erayda dedi ki...

aydıran arkadaşa, doktora ve herşeye rağmen ben bu yolu seçmezdim. ilkin pes etmeyip daha sonra mevcudu kabullenenenler de farklı değil. hatta ilkinden daha samimiyetsiz ve korkak bulurum. insaflık almak için uğraşmışlardır. bir hesaplaşma vakti gelir ve kendilerine "ama ben direnmiştim" derler. bütün uğraş bunun içindir. sen de kendin için insaflık aldın. uykusuz saatlerde kendine insaf edeceksin. "ben uğraşmıştım."

Osman Nevres dedi ki...

Üzülmek!
#16528021

gulhan dedi ki...

Insanin basina gelmedik seyler icin ben olsam...demesi dogru degil, kimin hangi sartler altinda ne yapacagi hic belli olmadigi icin buyuk lokma ye buyuk laf etme lafi halk arasinda cok kullanilir.
Yapabileceginin en iyisini yaptiysan uzulecek birsey yok Ranini. Insanlar kendilerine ve ozellikle baskalarina zarar vermeden yasayamadiklari zaman onlara yapacagimiz en iyi yardim, kendi baslarina yasayamadiklari icin onlarin kontrol altinda tutulduklari bir yerde yasamasini saglamak. Anneni sokaga atmadigin, onun bakilacagini bildigin bir yere koyabildigin surece en iyisini yapmis olduguna inaniyorum ben. Kimin yaninda kaldigi pasa torununa komsu gelmeyip ayse hanimla beraber kalacagi bir yerde yasamasinin farkindaysa butun olay "iyisin" diyorum,
Gerisi teferruat..

Magissa dedi ki...

Gulhan'a katiliyorum ben de...
Gerci bizim icin soylemesi kolay, her halukarda uzuntuyu ceken bilir.

Mr. Vicdan dedi ki...

Eğer birisinin hayatı, sağlık vb. nedenlerden dolayı "geri döndürülemez" bir biçimde dengesini yitirdiyse, ve bu haliyle, sevdiklerinin ve onu sevenlerin hayatına artık katlanılması çok zor hatta imkansız bir yük haline gelmeye başlamışsa, o zaman yapılacak şey bellidir. Siz elinizden geleni yaptıktan ve bir gelişme olmayacağı kesinlik kazandıktan sonra, bozulan hayatı en doğru şekilde (yani başkalarının hayatını da bozmayacak tarzda) zapturapt altına alacak bir düzenleme yapmak, bir tercih değil bir zarurettir.

Zira hayat kutsaldır: sizin hayatınız da. Her türlü güzelliği ve özgürlüğü siz de hak ediyorsunuz. Bazen doğru olanı yapmak, sevginize ve içgüdülerinize aykırı hareket etmeyi gerektirir.

Siz elinizden geleni yaptıktan sonra bile hayatınızda (her ikinizin de hayatlarında) bir düzelme meydana gelmiyorsa, hayatın size verdiği mesaj açıktır: artık ayrılık vakti gelmiştir. Burada ne bir suç, ne bir kabahat, ne de bir hata var. Siz annenizi sokağa atmıyorsunuz, sadece ona sizden daha iyi bir bakacak profesyonellere teslim ediyorsunuz.

İçinizi rahat tutun. Böylesi hem daha doğru, hem de herkes için daha iyi. Emin olun.

Adsız dedi ki...

dizifilm.comda sana sataşma vardı. Şikayet ettim sildiler.

Osman Nevres dedi ki...

Teselli.

Mr. Vicdan dedi ki...

Embesil!

Osman Nevres dedi ki...

Yazık!

Embesil dedi ki...

ne kadar çok internet bilgesi varmış. ve ne kadar çok travmatik tip.

Mr. Vicdan dedi ki...

@ Embesil & Osman

Sayı olarak sizin gibilerle (duyarsız, yargılayıcı, ve... embesil!) karşılaştırılamaz bile.

Embesil dedi ki...

belki istiyorsunuz ki duyarlılıklar sergilensin sanal sanal sanal? yeteri kadar var zaten vıcık vıcık duyarlılıklarını deşifre eden ve karşılığında sırtını pışpışlayan internet bilgesi, reel hayatta bi şeye derman olamayacak akıl hocaları bulan. gene yargıladım bak!

Osman Nevres dedi ki...

Aferin!

Mr Vicdan dedi ki...

Embesil-Osman

Sizin gibilere "tokat manyağı" diyorlar sanırım! Yedikçe coşuyorsunuz!

Sizin internette sergilenen duyarlılıklara duyduğunuz alerji, bu duyarlılıklardan bazılarının (örn. buradakinin) "gerçek" olmadığı anlamına gelmiyor. Her bir kelimesi, sizin yaşadığınız her bir an kadar, hatta daha da gerçek olabilir. Ama sanırım bunu anlayacak hassasiyete artık sahip değilsiniz.

Ayrıca burası internet: herhangi bir insanın neyi ifade edip neyi etmeyeceği konusunda sizin gibi izan yoksunlarından müsaade almak zorunda olmaması, ayrı bir nefaset teşkil ediyor. Mazallah böyle bir durumda, bütün interneti bir matbaa makinası teknik şartnamesine dönüştürürdünüz eminim.

Kaşarlanmış ruhunuzda artık hissedebildiğiniz tek şey olan öfkeyi, başka mecralara akıtmanızı tavsiye ederim. Aksi takdirde bir süre sonra kendinizi "tokat valisi" zannetmeye başlayabilirsiniz.

Osman Nevres dedi ki...

İlginç:)

Embesil dedi ki...

Kaşarlanmış Ruh:))
Tokat Valisi:))))
Zekice.

Ne desem bilmem ki?:)) İsterseniz öfkeden ve kaşarlardan bahsedelim. Ya da sıkıldım. Boşverin. Kendinize iyi bakın.