Çarşamba, Mart 05, 2014

Kurt Seyit ve Şura: Bu diziden Kıvanç’ı alın geri neyi kalır ki?

Aşkın ve cesaretin yolculuğu, Kanal D’nin ‘çocuk dizisi’ne yenildi.

Nermin Bezmen’in yayınlandığında da çok ses getiren kitabı Kurt Seyt & Shura, Star Tv için uyarladı. Projeyi, Ay Yapım için Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu kaleme aldı. Ve uzun süren bir bekleyişten sonra Kurt Seyit Ve Şura yayına girdi. Hemen söyleyeyim ki diziyi değerlendirirken, yayınlanacağını duyduğumda ikinci kez okuduğum kitaptan bağımsız davranacağım. Sizin de Kurt Seyit Ve Şura’yı kaynak aldığı eserden bağımsız bir projeymiş gibi odaklanarak izlemenizi tavsiye ederim. 


Celil (Ushan Çakır) eğer hikaye hak ettiği kadar yer açarsa kalbimizi çalacağa benziyor.

Müziklerini Toygar Işıklı’nın yaptığı dizinin oyuncu kadrosunda Kıvanç Tatlıtuğ (Seyit Eminof), Farah Zeynep Abdullah (Şura), Birkan Sokullu (Petro), Ushan Çakır (Celil), Serdar Gökhan (Mirza Mehmed Eminof), Şefika Tolun (Zahide), Seda Güven (Valentina), Aslı Orcan (Barones Lola), Elçin Sangun (Güzide), Neşe Baykent, Mehmet Yılmaz, Berk Erçer (Mişa), Doğu Alpan (Vlademir), Petro Sergei, Zerrin Nişancı, Oral Özer (Mahmut), Barış Alpaykut (Osman), Selçuk Sazak, Emel Erel, Atay Gergin, Tuğçe Karabacak (Nina), Atilla Kılıç, Sümeyra Koç (Havva), Filiz Kaya ve Sarpcan Köroğlu rol alıyor.


Dizinin tanıtımı için basına dağıtılan fotoğraflar, televizyonda izlediğimiz işten çok daha kaliteliydi.

Büyük prodüksiyon olduğunu, masraflı proje olduğunu söylemeye gerek var mı?
Oyuncu kadrosu, yazarı, saha ekibi, mekanlar, dekor- kostüm, yönetmen Hilal Saral ve ille de ilk kez bir televizyon dizisinde görev alan görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki.. Rüya takımı toplanmıştı. Bütçesi de arş’a ulaşmış olmalı. Ya hikâyenin izleyene vaad ettiği o masalsı aşk ve cesaretin yolculuğu? İşte tanıtımları gördüğüm ilk andan beri beni korkutan tek nokta bu olmuştu. Fragmanlarda gördüğüm dünyaya inanmış olmama rağmen Şura ve Seyit  arasında tesis edilecek olan aşka bir türlü ikna olamamıştım. Fragman eldeki malzemeyle ve aceleyle kesiliyor dizi daha iyi olacaktır diyerek iç sesimi haftalarca susturdum. Kurt Seyit ve Şura’yı izlemeye işte bu kaygularla başladım. Ne yazık ki korktuğum da başıma geldi…

Petro (Birkan Sokullu) dizinin en kusursuz parçasıydı.

Açık söyleyeyim ki eğer Radikal Blog’a söz vermiş olmasaydım Kurt Seyit ve Şura eleştirisi yazmaz, izlememiş gibi yapardım. Öncelikle Kıvanç Tatlıtuğ, prime time’da ekrana çıkıp ilaç prospektüsü okusa bu kadar reyting alırdı, bunu bir kenara koyalım. Bunun dışında Kurt Seyit ve Şura bana gore muhteşem bir teknik başarısızlık abidesiydi. Işık karmaşası yüzünden ne gün olduğunu anladık, ne de gece.. Sanki gün çekip, gece diye bağlamışlar gibiydi. Oyuncular kafalarında kandille gezer gibiydi. Mekanlar ışık zaafı yüzünden dekor gibi göründü. Mükemmel mekanlar ve kostümlere rağmen bir dünya kurmayı başaramayan reji, hikayeye dev çelme takmış. Renklerle her sahnede başka bir konsept oluşturmuş. Ya beyaz patlıyor ya da karanlık. Color correction yapan arkadaşın bileklerini kestiğini ya da iki bölüm sonra kesmeye niyet edecek olduğunu düşünüyorum.


İlk bölümde kadraja dolan Mirza’nın beyaz saçlı ensesi beni benden aldı.

Kurgucuyu da hiç beğenmedim. Hilal Saral’ın çektikleri kusursuz değil ama kabul edelim ki kurgu da parlak değildi. Yanlış yere bakan, talimatla sipere dizilen oyuncuları, kadrajı dolduran ‘kakafoni’yi görünce sanki kanala vaad edilen süreyi tutturmak için elde ne varsa kullanmışlar hatta ‘ekşın’dan bir tık öncesiyle bile iş bağlamışlar gibi hissetmemi sağladı. Sahnelerin çoğu ‘radyo tiyatrosu’ gibiydi. Ses var, görüntü yok. Birileri konuşuyor ama biz konuşanın yüzünü görmüyoruz. Dublaj ise, yanlış seçilmiş ve kötü planlanmış müziklerden sonra kulağımıza kast eden üçüncü öğe oldu. Flaş Tv canlandırmalarında, herkesin alay ettiği Samanyolu dizilerinde ya da B sınıfı prodüksiyonlarda teknik aksaklık/ eksiklik görünce kuyruklarına teneke bağlıyoruz da aylarca ve tonlarca para harcandığı duyurulan bir projenin teknik yeterlilik çıtasını yerin dibine çakmasına ses etmeyecek miyiz?


Farah Zeynep’den masum yerine ‘hastalıklı kız’ resmi çıkaran rejiyi ayrıca tebrik ediyorum.

Oyunculuklara gelince Birkan Sokullu ve Ushan Çakır dışında kimseciklere inanmadım. Kıvanç Tatlıtuğ rolü giyememiş. Kuzey askerde! Zamanla role ısınır, karakteri de giyer hayırlısıyla. Nasılsa bizde sistem böyle işliyor ve güzel olan her şeyi affediyor. Farah Zeynep Abdullah, çok sevdiğim, bakmaya kıyamadığım, çok özendiğim, yetenekli bir oyuncu ama bu dizideki performansı için tek bir kelime dahi etmeyeceğim. Elbette bu suskunluğumda rejinin başrol oyuncusuna attığı golün de önemi büyük. ‘Yılın Aşk’ hikâyesinde Kıvanç Tatlıtuğ gibi ‘Seks İkonu’ olmuş bir adamın karşısında basına dağıtılan fotoğraflardaki akça pakça kadın  yerine göz altları mosmor olmuş, adeta hastalıklı bir Şura diktiler ya, çok teşekkür ederim.


Sabaha kadar dans!!

Kitabı iki kez okumuş biri olarak, hikâyenin ilk bölüm sunumunu da oldukça sıkıcı buldum. Kalktık dans, oturduk dans.. Bu sahnelerle mi aşka inanacağız? Senaryoyu original hikaye üzerinden eleştirmeyeceğimi söylemiştim. Şapkasız selam veren asker ve benzeri hatalara da girmeyeceğim. O kısmına tecrübeli abla ve ağabeylerimiz değinir nasılsa.  Ama diziyi izlerken çok sıkıldığımı söylemeliyim. Dört kişi güle oynaya izlemeye başladık sonunda salonda tek başıma kaldım. Bu kadar ‘klişe’ bir hikaye kurgusu beklemiyordum ama senaryoyu kısmetse ikinci bölümü izlemeden ince görmeyeceğim çünkü reji senaryoya da gol atmış. Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu’nu (ilk beş bölümü birlikte yazdılar sanırsam) uzun zamandır izlerim. Beğenmediğim, hikâye seçimlerini sevmediğim anlar oldu. Fakat Yörenç, senaryo matematiğini bilen, sol tarafı sağlamve iyi diyalog yazan bir kalem işçisidir. Ece Yörenç gibi bizi sezonlarca bir yalının içine tıkıp, senaryonun üçte birini telefon konuşmalarıyla kurup, deli gibi ekrana yapışmamızı sağlayan bir yazardan bu kadar eklektik ve nereye hizmet ettiği belli olmayan dolgu sahneler hiç izlemedim. Dizide gördüğüm sahne ve diyalog özensizliğinin de  ‘eldeki malzemeyle işi toparlama’ kaygusundan oluştuğunu düşünüyorum.


Kuzey askerde!

Özetle elbette dizi birkaç bölüme kadar kendini toplar, reji ve teknik zaaflar giderilir, oyuncular karakterlere ısınır da ‘sektöre level atladığını’ iddia eden ‘yılın en iddialı’ yapımlarında sıradan ve küçük bütçeli işlerin zaaflarını görmek çok yorucu oluyor. Ha, “bu da mı sana gam?” derseniz, elbette değil. Nasılsa yapımcı firma/ kanal bu diziye harcanan parayı ekrandan kazanamasalar da yurt dışı satışlarından kazanırlar. Ama kimse bana ‘sektöre çağ atlattık’ demesin. Çok fena gülerim. Ben olsam teknik ekibi sıfırlar, pılımı pırtımı toplar tez zamanda Beykoz Kundura’ya veya Belgrad Ormanı’na geri dönerim. Twitter’da diziyi izlerken attığım tweetlere gerek mention, gerekse özel mesaj  atarak, “ama çok zor şartlarda çalışıyorlar ve çok para harcadılar” diyen arkadaşlara da bir çift sözüm var: Diğer yapımlar boncukla mı prodüksiyon yapıyor ya da daha mı kolay şartlarda çalışıyorlar? Kurt Seyit Ve Şura’ya emeği geçen herkese, özellikle sanat ve kostüm ekibine teşekkür ederim. Yolu bereketli olsun. 

Ece Yörenç’in, Farah Zeynep Abdullah’ın, Kıvanç Tatlıtuğ’un bende kredisi gani, Petro ve Celil hatırına birkaç bölüm daha izlerim…
Böyle işte..
R.





.
*Fotoğraflar ilgili kanalın resmi web sitesinden alınmıştır.



.

1 yorum :

Michelle M dedi ki...

Raninicim ellerine sağlık, içim soğudu yazdıklarını okuyunca. Daha 10.dakikada Kuzey bu bildiğin dedim ben de. Güzelim Farah'ı da neye benzetmişler, genç ve makyajsız göstericez hesabına. Kuzey neyse de Farah'a nasıl kıydınız :)