Cumartesi, Aralık 12, 2009

Sevgili Babam Şehrazat'a...


Rahmetli ananem, "Bir çift kömür parçası gibi doğarız. Eğer kendini eğitir ve güdülerini islah etmeyi becerirsen yaşlandığında bir çift elmas gibi parıldarsın" derdi. Bu ağır anlamlı sözü kimin atasından devşirdiğini de hiç bilemedim. Aramaya inandım ama, kaynağını bulamadım. Ananemi çok az hatırlıyorum. Çok güzel, çok uzun boylu, çok yeşil gözlü, bir metre civarında dolanan diğer aile fertlerimle kıyaslandığında dev gibi bir kadındı. Sık sık öksürük krizine tutulurdu. Hap içerek öksürüğünü durdururdu. Babam, "Hapçı siyonist.." diye dalga geçerdi, kendi bağımlılığını görmezden gelerek. Dayak yemediğim zamanlarda ananem ile babam arasında hiç bitmeyen kanlı bir it dalaşının kurbanı olurdum, onların laf sokuşturmalarının arasında kalırdım. Ananem, kızının meftun olduğu uğruna din değiştirdiği bu garip adamı beğenmezdi. Eleştirirdi. Hapçı ananem, esrarkeş babam ve dayakçı kleptoman annemle birlikte sürdürdüğümüz çok renkli bir hayatımız vardı. Sahiden. Annemin dayaklarını, babamın tuhaf ve büyülü sözleri sağaltırdı. Ananem de pek leziz kuru fasulye yapar, anılarını anlatırdı. Bir çocuk daha ne ister?

Hiç masal dinlemeden büyümüş çocuklardanım. Herhangi birini tanıma imkanınız oldu mu? Masal niyetine anlatılan insan hayatlarını biriktirerek büyüdüm. Müflis bir ailenin sokakta yatan oğlunun karşılıksız aşkını, kocasını aldatan kadınların dramını, annane sözü dinlemeyen çocukların sonunu, kocaya kaçan kızların sefaletini dinleyerek büyüdüm. Yattığı odanın duvarından gelen tuhaf seslere dayanamayıp duvarı yıkan ve içinde hazine bulan adamın hikayesini saymazsak, çocukluğumda anlatılan hayatlar 'mutlu son'la bitmezdi, duvarın içinde hazine bulan adam da çok mutlu olur ama o mutlulukla hazineyi savurur, sıfırı tüketirdi ne hikmetse. Mutluluğun yolu mutlaka acıdan geçerdi. Olmak için önce yanmak gerekirdi. Eskiler, kaybedenlerin hikayeleri üzerinden hayatı öğretmeye çalışırdı yenilere ya da bu sadece bizimkilerin yöntemiydi, bilmiyorum. Doğuştan mes'ud insanlar, sebepsiz kahkahalar atan çocuklar ve onların hayatları bana çok uzaktı. Kan çıkmazsa para yok!

Dinlemekten okumaya geçtiğim ilk yıllarda annemin, 'oku da hayatını kurtar' gazıyla getirip önüme attığı Kemalettin Tuğcu kitapları da kahır ve acı doluydu. Yine de okurdum. Okumak için sağlam sebeplerim vardı. Önüme konan havuç, 'hayat' olunca, kurtulmak için can havliyle okumaya sarıldım. Göze batmamak, annemin öfkesine daha az hedef olmak için de iyi bir yöntemdi kitap okumak. Önce derslerimi bitirir sonra da cumbaya kıvrılır, kitap okurdum, ağlardım. Babam, bu okur-ağlar halimle fena halde alay ederdi. Alay etmekle de kalmaz, kitabı elimden alır, fırlatır atar 'okuma bunları!' diye tembih eder, annemi de azarlardı. Azarı ve tembihleri kâr etmeyince Kemalettin Tuğcu kitaplarının eve girişini yasakladı. Babam, kurtulmamı istemiyor olmalıydı. Sordum elbette. Esrarlı sigara eşliğinde okuduğu kitabını kapattı, masanın üzerine bıraktı. Baktım. Kitabın kapağında karla kaplı bir evin damı ve sırtında küfesiyle başı kapalı bir kadın vardı. Okudum. "Bizim Köy.. Hayal Ve Gerçek.. Mahmut Makal" Sordu. "Anlatmamı ister misin?" Anlat, dedim. İşte o gece aniden ve uzun sürecek yeni bir oyun oynamaya başladık. Babam okuduğu her kitabı bitirdikten sonra bana anlatmaya başladı. İyi ve istikrarlı bir okurdu. Annemle kavga etmediği, onu dövmediği ve çalışmadığı zamanlarda hep kitap okurdu. Odasında kimsenin el süremediği dev bir kitaplığı vardı.

Kısa zamanda bu neşeli oyunun bağımlısı haline geldim. Babam yeni bir kitaba başladığında heyecanla bitirmesini ve bana anlatmaya başlamasını beklerdim. Bazen anlatmasını istediğim kitapları seçmeme izin verirdi. Önceden okuduğu bir kitabı seçmişsem, bardağındaki çay bitene kadar izin ister, hızla yapraklarını karıştırır sonra da anlatmaya başlardı. Kitap anlatma oyunu yüzünden işe geç gittiği ya da hiç gitmediği geceleri hatırlıyorum. Yeni bir kitaba başlamadan önce birkaç akşam sohbetini bitirdiği kitabı anlatmaya ayırırdı. Uykudan önce yatakta değil, yemekten sonra masa başı sohbetlerinde anlatırdı okuduğu kitapları. Babama göre kitap okumak, özel olarak vakit ayrılması gereken ve sonu uykuya bağlanamayacak kadar ciddi bir işti. Babamın kitap anlatma seanslarını çocukluğumun en neşeli zamanları olarak hatırlıyorum. Sonra bir gün babam kitap anlatmaktan vazgeçti. Aniden. "Elin kitap tutar hale geldi" dedi, boy versem boğulacağım kadar çok kitap olan, raflarına bile el sürdürmediği kitaplığını hizmetime açtı ve yolumdan çekildi. Tek başıma kaldım. Birkaç ay kitap okumadım. Ne okuyacağıma bir türlü karar veremedim. Okumaya başladığımda babamın hırıltılı sesinin eşliğini aradım.

Babam, atlatmaya çalıştığım bu zorlu aşamayla da pek ilgilenmedi. Bekledi. Ben de bekledim. Azra Abla'nın doğum günümde hediye ettiği kitap, baş ucumda duran bit pazarından aldığımız 3 raflı, yerden az yüksek ahşap dolabın ilk ve tek misafiri olarak aylarca yan geldi yattı. Yeniden okumaya başladığımda ise babam asla kitap tavsiye etmedi. Şunu oku, bunu okuma demedi. Hiçbir zaman kitap hediye etmez, kendisine de hediye edilmesini sevmezdi. Hediye kitabın samimiyetsizlik beyanı olduğunu iddia ederdi. Kitaplarla ilgili talimatları daha çok, 'Şu yaprakları katlama demedim mi sıpa!', 'Yalamadan çevir lan şu sayfaları', 'Benim kitaplarımın içine kalemle not alma' tadında olurdu. Yıllar içinde babamın kitaplığı taşındığımız her yeni evle birlikte büyük ve sarı kolilerden oluşmaya başladı. Evden ayrılırken küçük bond çantasıyla birlikte kitaplarını da götürdü. Ne tuhaftır ki ölene kadar yaşadığı bekâr evindeki odasında tek bir kitap bile yoktu. Babama ' kitap anlatma oyunu'nu neden aniden bıraktığını soramadığım gibi kitaplarının akıbetini de sormaya cesaret edemedim. Bana okuma alışkanlığı kazandıran o adamdan geriye tek bir kitap bile kalmadı. Tuhaf bir iç güdü ile yıllar içinde gördüğüm her ikinci el kitabı karıştırma alışkanlığı edindim. Ne dersiniz, birgün arka kapak içinde "İsmet" yazan o kitabı bulabilecek miyim?

Umut dünyası işte...


•• yevgenizamyatin, İşçi Partisi Ve Çocuklar,

.

16 yorum :

süha dedi ki...

Allahın adaletine güvenmek lazım. çok zor bir aile edinmişsin ama Allah sana bir armağan olarak babanı da göndermeyi ihmal etmemiş ranini :)


soralım diye mi söylemedin, başka bir sebebin mi var bilmiyorum ama merak ettim baban en son hangi kitabı anlattı?

Evren Göral dedi ki...

"Hapçı ananem, esrarkeş babam ve dayakçı kleptoman annemle birlikte sürdürdüğümüz çok renkli bir hayatımız vardı."

yazsan yemin ederim best seller olur!

felek melek dedi ki...

sadece blog yazılarını toplasan kitap olur.

"sevgili babam şehrazat" çok sarsıcı bir başlık üstelik altında anlattıklarından fazlasını kapsıyor.

Kimliksiz Adsız dedi ki...

"benim hayatım roman" diye söze başladığın oldu mu hiç, bir erkeğe?

ranini dedi ki...

@kimliksiz adsız

olmadı ama henüz geç kalmış sayılmam. biliyor musun, benim hayatım roman..

Hanife dedi ki...

ranini, babanı ve onunla olan ilişkini anlattığın her seferde başka başka birilerini anlatıyormuşçasına zengin ve derin çağrışımlı yazıyorsun. İnsanda bitmek tükenmek bilmeyen, sınırları öyle kolayca belirlenemeyecek bir şeye duyduğu cinsten bir okuma arzusu uyandırıyor bu yazıların. Keşke daha fazlasını yazsan.

Deniz dedi ki...

Kimilerine cazip gelebilir karbon kopya yaşamlar yerine böyle sancılı ama iyisi ve kötüsüyle maceralı hayatlar.

Devşirilen her bir an bir parçan oluyor senin bu fırtınadan...
Ama cevaplanmamış soruların var, hep bir parçan eksik kalıyor ve ne yapsan tamamlanamıyorsun.

Belki böyle arızalı oluşun da bundan, bir türlü tam manasıyla
mutlu olamayışın resim tamamlansada herkese göre, senin hep bir eksik parça arayışın puzzle'dan...

Adsız dedi ki...

ne zaman gelsem mutlaka online olan 4 kişi var blogda??

ranini dedi ki...

@adsız

köşeler tutulmuş diyorsun yani :))

Kimliksiz Adsız dedi ki...

kadın olmadığımı nasıl anladınız?:)

ranini dedi ki...

@kimliksiz adsız

anlamadım. kadın mı, erkek mi diye düşünmedim bile sadece olası cinsiyetinizi vermek istediğim cevaba kurban ettim.

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

şehrazat Babam kitap adı olmalı bence de, ve yazının ilk paragrafıda kitap arkası yazısı.

Adsız dedi ki...

...please where can I buy a unicorn?

Kimliksiz Adsız dedi ki...

who needs unicorn blood?

kahvegibi dedi ki...

İnsan başkalarının hayatlarını okumadan önce, kendi hayatının ne kadar zor/önemli/heyecanlı/renkli/karmaşık/çileli/özel olduğuna inanıyor. Sonra pat pat düşüyor cümleler insanın kafasına. Başka hayatlar var, başka insanlar var. Bunları başkasına bakıyorum ve şükrediyorum anlamında söylemiyorum. Bakıyorum ve anlamaya çalışıyorum, bakıyorum ve kendimi yargılıyorum anlamında söylüyorum.

Ama şunu bir kez daha anlıyorum. Gerçek iş yaşamakmış...

(Başlıktan bir şey anlamamıştım ama hikaye bitince, beni derinde bir yerlerden vurdu)

Teşekkürler

Adsız dedi ki...

ranini bu gerçekten sizin hayatınızdan mı, yoksa kurgu mu? her ne olursa olsun çok calib-i merak bir hikaye kesinlikle kuzum.