Salı, Aralık 08, 2009

İhanet ne kadar anlatılsa taraflıdır...


Tüketenin, üretene ihaneti nerede başlar? Ne olur da üretenin samimiyetini sorgulamaya başlarız? İstiklal Caddesi'nde yağmurla yarışıyorum. Az önce Yılmaz Erdoğan'ın son sinema filmi Neşeli Hayat'ın 14.20 seansından çıkmışım. Aklımda belirme sebebi gayet aşikar olan sorular eşliğinde hızlı adımlarla yürüyorum. 5 lira verip aldığım yeşil şemsiye açar açmaz kırılıyor. Basıyorum küfürü! Neşeli Hayat'ı izleyen dayımgilin büyük oğlan, "Çok tatlı bişey olmuş oolum" dediydi ya, az söylemiş. Neşeli Hayat iyi bir film ve iyi bir hikaye olmuş. Yılmaz Erdoğan, herkesin her gün gördüğünü ama kimsenin durup bakmadığını onca kalabalığın içinden cımbızlamış ve önümüze bırakmış. Sinema, müzik, edebiyat ya da her ne halt ise san'at üreticisini yaratıcı yapan da tam olarak işte bu eşiği atllayabilmesi yani bir fikir sahibi olabilmesi değil midir? Neşeli Hayat filmi için her şeyi söyleyebilirsiniz ama tüketenin ufkunu açmadığını iddia edemezsiniz. Taş olursunuz aksi halde. Taş kafa olursunuz. Bugün nefes alan ve hızla çoğalan 'Yaprak Dökümü'nün de kitabı çıkmış hacı' topluluğunun her üyesi acilen birleşip Yılmaz Erdoğan'ı ziyarete gitmeli ve teşekkür etmeli, yetmez bir de elinden öpmeli...

Neşeli Hayat, insanın göğsünü gere gere, 'ben yaptım ulan' diyebileceği kadar sağlam bir hikaye, yazanın ellerine sağlık. Uğur İçbak'ın ustalığından, sanat grubunun nefasetinden, mekan koordinatörlerinin özenli çalışmasından, Yıldıray Gürgen ve Deniz Erdoğan'ın müziklerinden fena halde etkilendim. Her birinin emeğine sağlık. Gel gör ki filmin bana göre en zayıf halkası varlığından ve var'olduğu iddia edilen yeteneğinden özür dilerek söylemeliyim ki Ersin Korkut olmuş. Bu oyuncunun, -kime yetenekli geldiğini bilemediğim için öküz olmalıyım- o basma kalıp itici hali, Erdoğan'ın düşlediği efekti yaratmaktan çok hikayenin içinde tipik bir 'gişe kaygusu' gibi duruyor ki sahiden de yakışmamış. Filmin ana kahramanı Rıza'ya fena halde inandım. Üstelik her hafta ekranda görmeğe alıştığım bütün genç BKM oyuncularına ve dahi Cezmi Baskın'a bile inandım ama Ersin Korkut'un sahnelerine bir türlü inanamadım. Olmadı. Her kapılışımda kolumdan çekip, beni hikayenin dışına savurdu adamın varlığı. Üzgünüm.

Perdeden geçmeye başladığı ilk kareden itibaren samimiyetle akan film, sonlarına doğru küçük bir tereddüt geçiriyor. sebebini tam anlayamadığım bir kararsızlık haliyle yalpalıyor sonra da bıçakla kesilmiş düz bir çizgi üzerinde bitiveriyor. İşbu yalpalama anında hikayede beliriveren Rıza'nın kayın biraderinin tırnakçı arkadaşı, köfte adam ile kasiyer kızın aşkı, oyuncakçı dükkanının müdürünün yelkenleri suya indirişi es geçiliyor, Avm'nin ortasında yeni yıl şarkısı söyleyen çocuk korosu da öyle pat diye önünüze bırakılıveriyor. Haliyle izlerken, 'Aa e ne güzel izliyorduk ne gerek vardı şimdi böyle yarım yamalak hareketlere' diyorsunuz. Sanırım bu kararsızlık ve havada kalmışlık hali de senaryonun açığından değil yine eldeki malzemenin bağlanmaya uygun olmamasından ya da 'herkese bir rol vardır' uygulamasından ortaya çıkıyor. Affına sığınarak, Yılmaz Erdoğan'ın bir hikayeci olarak zaaflı olmayacağını, bu günlere gelene kadar binlerce skeç, onlarca oyun, yüzbinlerce cin fikirli cümle üreten bu adamın kelebek kanatlı kalemine duyduğum derin saygı sebebiyle boku yönetmen Yılmaz'a atmayı uygun buldum. Affola!

Emeği geçen herkesin ellerine sağlık olsun. Filmin yolu açık ve bereketli olsun. Son olarak, 'ho ho ho sonunda bizim de bir noel baba filmimiz oldu' diyerek Neşeli Hayat'ı yorumlayan sünger kafalara: Boşa işgal etmeyin lan bu hayatı!


Böyle yani..





••
Fotoğraf filmin resmi web sitesinden araklanmıştır.

42 yorum :

felek melek dedi ki...

şimdi 'kelebek kanatlı kalem' tanımlamanı da iltifattan sayarlar ranini : )

filmi ben de beğendim gerçekten ersin korkut rezaletti! itici bir kıyınbirader olsun istemiş ama sonuç aptal rolü için aptal oynatmaya benzemiş.

Adsız dedi ki...

yedi kocalı hürmüz'ü izleyecek misin?

emre kapsız dedi ki...

ay sen sinema filmlerini de 'çok tatlı' eleştiriyorsun dizileri aratmadın çocuk gibi sevindim okurken :)) eline sağlık!

ranini dedi ki...

@felek melek
umarım öyle anlarlar çünkü iltifat ettim :)

ranini dedi ki...

@adsız

izlemeye niyetim var ama önden söyleyeyim ezel akay'a zaafım var ne yapsa kötü yazmam.

ultrANIL07 dedi ki...

- İçinde her şey halloluyor mu be Rıza?
+ I ıh, hallolmayınca içiliyor.

Sadece bu replikle bir yüreğimden yakalamıştır bu film beni.

burhan dedi ki...

bir gün çok param olur da film çekersem seni yanıma script editör olarak alacağım. gerçekten çok kıymetli bir gözün var.

Adsız dedi ki...

"yine" derken, bir önceki filmine mi atıfta bulundun?

ranini dedi ki...

emre kapsız
:)

@burhan

benim için para biriktirmene gerek yok, o kadar da pahalı değil gözüm:)

@adsız

'yine' derken bir önceki yazıyı yani 'adını sen koy'un da aynı sorunu yaşadığını ima etmek istedim.

tıtı dedi ki...

bu filmde beni yılmaz erdoğan kadar kimse şaşırtmadı.böyle duru bir oyunculuk beklemiyordum.filmi de diğer filmlerinden farklı olarak daha temiz bir film olmuş sanırım

ersin yorumuna aynen katılıyorum.yabancılaştırma efektiydi film boyunca.şive, tip komikliği ile baydığı yere kadar gider.

artık ranini dizi kritiği yapmıyor gayet açık.ama senden gelen tüyolara hasret kaldı bi azınlık.aşk ve ceza dizisinde murat yıldırımla nurgül yeşilçay'ın oynaması üzerine(ki çekimlere çoktan başlanıp ilk bölümü bitirilmiş) ne geyikler dönerdi burda ...düşündüm de şimdi iyiki vazgemişsin:D
slmlarımlan

ranini dedi ki...

@tıtı

tuhaf bi şekilde projeyi duyduğum andan beri içimde iyi hisler var atv'ye rağmen tutabilir o iş.. hayır olsun bakalım..

kadıköylü dedi ki...

yapmayın adam resmen mükremin'in yaşlılığı gibi oynamış nesi duru? ahahahahha

ranini dedi ki...

edepsiz kadıköylü... ihtiyar mihtiyar, geç bakiim kameranın önüne kaşını gözünü iki dakika aynı şekilde tutabilcen mi? hikayenin bi orasını bi burasını, önce sonunu sonra başını çekerlerken karakterin bütünlüğünü koruyabilcen mi.. adam hiç sağa sola kaymadan, duygusal bütünlüğünü bozmadan çok da zor sahneler oynadı. laf olsun, torba dolsun konuş bakalım.

Arzu dedi ki...

Tiksinti yazında "filme gitmek istediğini ancak bilet bulamadığını" yazmıştın. Ranini izlemek istiyorsa güzel filmdir diye düşündüm ve bu akşam İstinye Park'ta izledim....

Tek miyim bilemiyorum ama izlerken ağladım... Emeği geçen herkesin ellerine sağlık.

Adsız dedi ki...

cok da abartmayalim, iyi bir film ama tasidigindan fazla anlam yuklenmis bu yorumda. bu kadar abartacak bir film degil, guzel vakit gecirmek icin iyi bir film. bu tur filmler de sonucta yapimcisi tarafindan tuketilmek uzere yapiliyor bu zamanda malesef, tuketim toplumuna karsiymis gibi dursa da. yine de guzel film, ama abartmayalim...

kadıköylü dedi ki...

yahu kadın alt tarafı iki tane cümle kurmuş filmle ilgili gerisi filmi bağlamıyor nesi fazla geldi? karşı karafın taksisisiniz galiba adsız abla?

ranini dedi ki...

@ kadıköylü

abla olduğunu nerden anladın?

Adsız dedi ki...

su kismini abartili buldum:

"Neşeli Hayat filmi için her şeyi söyleyebilirsiniz ama tüketenin ufkunu açmadığını iddia edemezsiniz. Taş olursunuz aksi halde. Taş kafa olursunuz. Bugün nefes alan ve hızla çoğalan 'Yaprak Dökümü'nün de kitabı çıkmış hacı' topluluğunun her üyesi acilen birleşip Yılmaz Erdoğan'ı ziyarete gitmeli ve teşekkür etmeli, yetmez bir de elinden öpmeli..."

süha dedi ki...

@adsız

yalan mı? tüketenin ufkunu açmıyor mu? adam yekten herkese "kardeşim hayal satanlara dikkat edin, bir işe girmeden önce ucunu bucağını araştırın. kullanıp satın alacağınız ürünlerin içeriğine de dikkat edin" dememiş mi?

büyüklerin elini öpmekte ne beis var onu da hiç anlamadım?

bırakın, birileri de abartılsın bu memleketinde ne var? ayrıca sen kimsin? abartıdan sorumlu devlet memuru mu?

Adsız dedi ki...

"ayrıca sen kimsin? abartıdan sorumlu devlet memuru mu?"

kismina kadar dusuncelerimi biraz daha acmayi dusundum once, sonra yazacagim cevaba yazik dedim bi ara, kisaca kendisine coskun hayatinda mutluluklar dileyim, kritik ne demektir, bise nasil tartisilir dinlemeden bolca el opmeye devam eder kendisi diye... sonra yine diger okurlar icin kisaca bahsediyim dedim...

yilmaz erdogan'da hep yanlis kullanilan bise vardi: samimiyet. oguz atay, bi yazisinda, memleketinden kopup gelen anadolulu bile, anadolu yasamini bir malzeme olarak kullanmaya kalkiyor: duvara asilan bir kilim gibi; sonra da sehirliden aferin bekliyor benzeri bise demisti. yilmaz erdogan, bugune kadar yaptigi diger vizontele filmlerinde ve siirlerinde cok daha kotu yapiyordu bu isi, simdi biraz daha toparlamis, acik soyleyim bu film rahatsiz etmiyor; fakat bunu da ticari bi amacla yapabilecigini dusunuyorum yine. her ne kadar kendini hep solcu olarak lanse etmeye calissa da, vizontele tuuba filminde sag-sol olaylarini bu kadar suya-sabuna dokunmadan, kimseye ters dusmeden anlatmaya calisirken; simdi bu kadar alttan bir tuketim dusmanligi mesaji vermesi, belki de aydin kesimin de destegini alarak basarili bir film yapip insanlari toplama cabasidir diye dusunuyorum. daha onceki konusmalarindan, kendisinin gise rakamlari konusunda da ciddi bir kompleksi oldugunu dusunuyorum ayrica. ozetle, film guzel, bir itirazim yok; ama yilmaz erdogan'i biraz taniyorsak, tuketim dusmanligi konusunda eli opulecek kadar asmis bir insan olmadigini da biliyoruz sanirim diyorum. vizontele tuuba filminde deniz akkaya'yi misafir oyuncu olarak oynatmisti, rolunu hatirlayan var mi? hatirlamiyorsaniz soyleyim, koye gelen bir sirkte calisiyordu. senaryoyla bir bagi falan yok, sadece hatir-gonul meselesi icin dahil edilmis. guzel, etkileyici bir film. konu seciminden yola cikarak, tasidigindan daha fazla bir anlam yuklemeye gerek yok diye dusunuyorum. bu benim dusuncem, gerizekali degilim ve bu yuzden dusunuyorum, hicbiseyden sorumlu bi bakan olmama da gerek yok.isteyen katilir, isteyen katilmaz; isteyen de istemeyen de saygi duymak zorunda.

süha dedi ki...

@adsız


size yazının girişini armağan ediyorum, yeniden okumanız için. yazının neden böyle başladığını merak etmiştim. sizin yorumunuzu okuyunca ranini ne kadar ön görülüymüş bir kez daha anladım.

"Tüketenin, üretene ihaneti nerede başlar? Ne olur da üretenin samimiyetini sorgulamaya başlarız?"

cevap veriyorum ranini,
üretene ihanet etmek, tüketen insan evladının (senin tanımınla) doğduğu andan itibaren taşıdığı en hastalıklı gen'dir.

bu insanlar oturduğu yerden, gördüğünden anladığı kadarıyla, başkasının eleğinden geçmiş röportajları okuyarak, yarım yamalak algıladıkları alt metinler üzerinden 'samimiyet' testi yapar, asar, keserler. bu samimiyet sorguçları sorguladıkları insanları yolda görseler koşup yanına imza isterler, orası ayrı.

"yılmaz erdoğan'ı tanıyorsak..."

kim iddia edebilir tanıdığını? Her gece yastığa başını koyduğu karısı bile bunu iddia edemez.


sevgili adsız,
hayata karşı derin bir kuyruk acısı sezinliyorum yorumlarınızda...

bir sinema fimindeki küçücük bir 'tad'ı (deniz akkaya) alıp bu kadar büyük bir fikri firar haline getirmenize bakılırsa ya rolü kaçırdınız ya da benzer bir muameleye tabii oldunuz, bu sebeple kırıldınız. kelimeleri seçme biçiminizden belli ki eliniz kalem de tutar. velev ki böyle bir yeteneği haizseniz değerlendirin, üçüncü gözünüzü gündelik hayata değil, yaratımlarınıza yönlendirin. önce küçücük bir fikir yaratın sonra eleştirin.

saygılarımla...

ranini dedi ki...

@süha

"bu insanlar oturduğu yerden, gördüğünden anladığı kadarıyla, başkasının eleğinden geçmiş röportajları okuyarak, yarım yamalak algıladıkları alt metinler üzerinden 'samimiyet' testi yapar, asar, keserler."

evet, öyle yaparlar. ne yapsınlar? bu aşamada asılıp kesilmek istemeyen ağzından çıkanı tartarak konuşacak. bu benim sorunum değil, adsız'ın da...


"önce küçücük bir fikir yaratın sonra eleştirin."

bu cümleyi de sizin kaleminizden okumuş olmaktan dolayı fena halde üzüldüm ve şaşırdım.

kadıköylü dedi ki...

ranini,

gördün mü her şeye itiraz etti ama benim 'abla' lafıma itiraz etmedi demek ki neymiş? yazı biçiminden cinsiyet tahmin edebilirmişim ahahahhahahaha

leylanın mecnunu dedi ki...

@adsız


burada yazılanları önceden hiç okumamışsın belli çünkü ranini babasının oğluna iltimas geçmez. eğer olur da iltimas geçeceği birileri varsa en başından söyler. o yüzden bana göre filmi abartmamış, olması gerekenden fazlasını yüklememiştir. eski yazılarını oku vakit bulursan ne kadar tarafsız olduğunu anlarsın.

ranini dedi ki...

@leylanın mecnunu

dayımgilin büyük oğlan geçen gün uyardı, hatırlatayım: tarafsız değil, 'objektif'im.

süha dedi ki...

ranini,

o zaman bir randevu al yılmaz erdoğan'dan, git bi söyleşi yap, adam gibi okuyalım neymiş fikri ve zikri :))


iğrenç bir cümle kurmuşum. haklısın. hepinizden özür dilerim. elbette eleştirmek için mutlak şart üretim değildir. filhakika eleştiri de bir tür üretimdir.

kadıköylü dedi ki...

"Aklımda belirme sebebi gayet aşikar olan sorular eşliğinde hızlı adımlarla yürüyorum."

@süha
abi, kadın diyor ki 'filmden çıktım aklımda bu sorular vardı'. sizce niye? iki yıldır okuyorsunuz hala tarzını anlamadınız. üstelik, 'adsız' arkadaşın eleştirisine bir tek o cevap vermedi, neden? çünkü adsız arkadaş okuduğunu anlamadan aslında ranini'nin de altını inceden çizdiği bir durumu eleştirdi. şimdi sessiz kalarak adsız abla'ya 'önce okuduğunu anla' diyor ve gülümseyerek monitöre bakıyor.

ahahahahhahahhahaah

ranini dedi ki...

@ kadıköylü

yılmaz erdoğan'a ve üretimlerine en kolay 'samimiyet' noktasından vurulabileceğini tahmin etmek için alim olmaya gerek yok.

süha

aslında bir süredir söyleşilere yeniden başlamayı düşünüyorum. içeriğine karar veremedim. biraz daha sokağa inmek istiyorum. du bakalım..

ranini dedi ki...

sevgili adsız,

alıntılayıp, yorum kutucuğuna kopyaladığınız yazı/ yorum için ulaşılabilecek bir link bağlantısı vermenizi ve kaynak belirtmenizi rica ediyorum. aksi halde nerede, kim tarafından yazıldığı belli olmayan agresif bir yoruma blogda yer vermek istemiyorum.

eğer bu yazı bir yerden alıntı değil de sizin benim postuma cevaben yazdığınız bir yorum ise imla hatalarını düzeltip, tekrar yollamanızı rica edeyim.



@ kadıköylü

kesinlikle 'abla' değil..

Adsız dedi ki...

evet ranini'yi gercekten de tanimiyorum, bilmiyorum. eksisozluk'ten takip ettigim bi linkle okudum bu yorumu baska bi yorumunu da okumadim. ama ben kendisine kotu niyetli ya da iltimas geciyor dememistim ki zaten. bu konu aklimdan hic gecmemisti, simdi dusundugumde de tam tersi, biraz fazla iyi niyetli yaklasmis olabilecegini dusunebilirim ancak, tuketim toplumunu elestiren bir duyarliligi bu denli sezebilmek icin. kendisinin yazilarinda hicbir sey beni rahatsiz etmedi, katilmadigim yerler oldu sadece. ama diger yorumlardaki seviyeden gercekten cok rahatsiz oldum ve sanirim artik yazmicam. belki format olarak olayi anlamamis olabilirim, biraz gazete yorumu tarzinda kisaca "abartili" deyip gecmis olabilirim; ama "kuyruk acisi var", "abartidan sorumlu memur", vs gibi tabirleri tek tek oturup yorumlamak istemiyorum.

son olarak demek istedigimi biraz daha aciyim. eksisozluk'teki baska bi entry'den aliyorum:

"bundan once senaryo yazma teknigi olarak saga-sola yazdigi duygusal-komik-anlamli-mesaj iceren ne kadar sey varsa toplayip derlemek ve ikna edebildigi ne kadar unlu oyuncu varsa onlara yer acip bolum yazmak olan yilmaz erdogan, ilk kez basi-sonu olan, merkezi olan, yoldan sapmayan, merkezi besleyen yan hikayeleri olan, sade ve temiz bir senaryo yazmis."

aslinda deniz akkaya olayini da buradaki yorumdan yola cikarak yazmistim. yilmaz erdogan aslinda samimiyeti hayatinda yakalayip yazabilen birisi. ama samimiyeti yakalamak baska, yaratmak baska. bunu senaryo haline getirmek, yakalamaktan biraz daha farkli ve emek, yetenek isteyen bir is. kayahan, rafet el roman, ve daha bircok sarkicinin birkac sozunde de samimiyeti bulabiliyorsunuz bazen, ama hicbiri sezen aksu gibi vurucu olmuyor.

bir charlie kaufman, yazdigi cok sacma gibi gorunen senaryo kurgularinda(ornek: eternal sunshine of the spotless mind), hayata dair yakaladigi samimiyeti, bir malzeme olarak degil de yine bir samimiyet olarak kullanabiliyor ve bizi gercek disi olay orgusune ragmen gonlumuzden vurabiliyor. samimiyeti satmaya calismiyor. sanirim mine kirikkanat'in tabiriydi, kayahan icin "hisci" demisti, "karpuz satan karpuzcu, his satan hiscidir" mantigiyla. bilmiyorum faydasi olur mu aklimdakini aciklamaya.

begendigim bir film icin bu kadar aciklama yapmak zorunda kalmam da enteresanmis hakkaten.

neyse, diger film icin yorumlara goz atarim ama daha fazla cevap yazmicam saniyorum. sizi basbasa birakiyim, hoscakalin.

ranini dedi ki...

@ adsız


bloga yorum bırakan "adsız" yorumculara "giriş serbest" yaklaşımı var buralarda az da olsa, kusura bakmayınız o sebeple.. hani bi mahlas seçip yorum bıraksanız daha ılıman bi iklimle muhatab olurdunuz :)

başka sefere..
:)

drazen dedi ki...

Sevgili ranini,

Film kötü bir film değil haşa, çarpılırım. Lakin, filmin bütün crescendo bölümlerinin en tutarsız karakterin hikayesi ( Ersin Korkut ) çözüldüğü bir filme ben de şahsen bu söylediklerini biraz abartılı buldum.

Neşeli Hayat'da çok klas bir film olabilecek bir potansiyel varmış , ama normal bir film olmayı tercih etmiş şu haliyle.

ranini dedi ki...

@drazen


"Lakin, filmin bütün crescendo bölümlerinin en tutarsız karakterin hikayesi ( Ersin Korkut ) çözüldüğü bir filme.."

cümlenin bu kısmını anlamadım ?

drazen dedi ki...

@ranini

Evet, cümle düşük olmuş. Sonradan farkettim. Şöyle ki, filmi kendi adıma minimal buldum. Küçük yazılmış, küçük oynanmış; abartılı oyunculuk gösterileri, abartılı diyaloglar, abartılı sahneler yok. Bu haliyle de kötü değil.

Lakin, film zaman zaman yükselmeye çalışıyor, cresecendo tabir edebileceğimiz bölümleri var düğün sahnesi gibi. Lakin, bütün bu bölümler bir arada kavranıp; getirilip Ersin Korkut'un oynadığı karakterin bacağına bağlanıyor, öyle ki Ersin'in karakteri filmde olmasa, ne Rıza Şenyurt'un noel babalığı sonunda kavramasını görebileceğiz, ne abisinin affedici bir adam olduğunu görebileceğiz, ne seks problemlerini çözdüğünü görebileceğiz, ne de borçlarını ödediğini görebileceğiz. O nedenle de diyorum ki, bütün bölümleri kaynaklayan adam şu performansıyla Ersin Korkut ve onun inandırıcılıktan uzak karakteri olmamalıydı, zira küçük gitmesi planlanan film ne zaman dozunda bir büyümeye kalksa bu adam aşağı çekmiş. bunca mevzuunun bu şekilde bağlandığı bir filme de, bu saydığın övgüleri çok da yakışır bulmuyorum. Kötü bir film değil, kuşkusuz. Ama çok da süper bir film göremedim ben ortada.

Deniz dedi ki...

@adsız renk kattınız yine okumak isterim burda sizi.

Yalnız biraz acele cevap vermesek anlamaya çalışsak anlatılmak isteneni hemen kestirip atmadan daha iyi olmaz mı?


Yine de tartışmalarda dahi bir düzey var ne hoş...

ranini dedi ki...

@drazen

şimdi anladım. muhtemelen o kopukluk da çekilen malzeme bağlanırken senin hissettiğini hissettikleri için kesip attıkları sahnelerden dolayı olmuştur.

ben de sırf bu söylediklerin yüzünden yönetmene bok attım zaten :)

ranini dedi ki...

@deniz

adsız yorumculara karşı defans oluştu blogda, haklısın. bunu düzeltmek lazım di mi :))

drazen dedi ki...

@ranini

Şöyle anlatayım istersen :) Ben boku yönetmen Yılmaz'a değil de, castcı vea da senarist Yılamza atma taraftarıyım. Şöyle ki;

Filme eş zamanlı olarak ilerleyen 3 hikaye var:

1. Rıza Şenyurt Noel Babayken

2. Rıza Şenyurt, Neşeli hayatta

3. Rıza Şenyurt'un aile ilişkileri.


Bu 3 ayağın en zayıf olanı, hayta oğlan üstünden kurulmuş 3. ayak. Zira, Yılmaz Erdoğan'ın kolay yazabildiği , bir rol ailenin faydasızı, lakin Ersin o kadar kolay oynayamıyor. Şahsen sevdiğim bir ekran figürüdür Ersin Korkut, gördüğüm zaman gülerim de ; lakin bu suratını ekşitip " Ahalaey ahaleoy " benzeri sesler çıkartarak iyi bir oyuncu oldunmayacağı gerçeğini değiştirmiyor.

İşin kötüsü işte, söylemeye çalıştığım nokta da o, bu filmden çok güzel bir Noel hikayesi çıkarmış, bu film Neşekli Hayata odaklanıp, güzel bir saadet zinciri hikayesi de çıakrabilirmiş; lakin film en zayıf ayağın üstüne bırakıvermiş kendini, ben bunun senaryo sıkıntısı olduğu kanısındayım. Yine de Ersin Korkut yerine daha başarılı bir oyuncuyla daha iyi bir film çıakrmış, ama şu hali bende öyle bir başucu Türk filmi izlenimi uyandırmıyor.

ranini dedi ki...

@drazen

nası aslını astarını işin sahibine sorasım geldi, bilemezsin. ben de senaryonun zaaflı olmadığını tamamen cast hatası yüzünden böyle durduğunu düşünmekte ısrar ediyorum.

çok ısrarcı oldum nedense : ))))

safeta dedi ki...

tek kelime de olsa "ezel"den söz etmişsin,"kapalıçarşı"da ısrar edip,izlemiyorum,ezeli ama kamera arkası falan bi girseydin konuya
hoş olurdu....

Bağımsız Adsız dedi ki...

monte kristo kontesi.
ezel deyince birileri, aklıma geldi!

Adsız dedi ki...

I want to quote your post in my blog. It can?
And you et an account on Twitter?