Çarşamba, Kasım 11, 2009

İdareli ol..


Çok sigara içiyorum. Hiç içmeyenlere nasıl özeniyorum, bilemezsiniz. Çok sigara tüketmenin zararlarından biri fiziksel, diğeri keseye ise benim için üçüncü bir şık daha var: Kıtlık! Kolay bulunan, her markette, rafta satılan legal bir sigara markasını kullanmadığım için kıtlık kavramı önem arz ediyor tiryakilik serüvenimde. Kaçak sigara içiyorum. Yaklaşık 20 senedir aynı markayı tüketiyorum ve değişiklik yaparsam öksürüğüm aylarca durmuyor. Kalpsiz arkadaşlarım, " Korsana laf sokuyorsun ama bandrolsüz sigara içiyorsun!" diye hırpalamayı sevseler de umursamıyorum. Kutu Barclay içiyorum. 2 sene önce Kent bu markayı bünyesine kattı. Yine de legal olarak Türkiye pazarına vermedi. Yurt dışına gidip gelenlere sipariş ediyorum ama yine de günlük tüketim ihtiyacımı kaçak piyasasından karşılıyorum. Bazı günler elimde torbalar, içinde en az 10 karton sigarayla sokakta yürürken görebilirsiniz. İhbar olsa, ev basılsa kaç karton bulundurarak kaçakçı damgası yiyeceğim hakkında bilgi bile edinmedim değil. Zaman zaman kaçak yollar da tıkanıyor ve kıtlık mevsimi geliyor.

Geçmiş gün, bir vesileyle BAT yöneticileriyle toplantı yaparken sigara paketimi masanın üzerine koyduğumda " Aa ne hoş bizim markamızı içiyorsunuz" dediler ama "bu" çeşitin neden ithal edilmediği konusuna makul bir açıklama getiremediler. Nedenini bilemediler. Neyse. Dün zulama baktım, azalmış. Kaçakçım da, " Abla bu ara gümrük çok sıkı, idareli ol" diye uyarınca kemer sıkma tedbirleri uygulamaya başladım. Açtığım her paketin üzerine tarih ve saat yazmaya, yeni ve kırmızı Moleskin'ime de yaktığım her sigaranın saatini not almaya başladım. Bu sabah envanteri kontrol edince farkına vardım ki ben sigara içmiyorum, sahiden de sadece tüketiyorum. Yaktığım üç sigaranın ikisini kültablası içiyor. Sigarayı yakıp, kültablasına bırakıyorum, yeniden parmak arası yaptığımda ise payıma tek nefes düşüyor. Sık yakıyorum, az içiyorum. Yaktığım sigaraları kültablasının içtiğini fark'edince sigara içmek için mola vermeye başladım. Gün sonu raporunda bakalım payıma kaç sigara düşecek...

Sigaraya hiç başlamamış olmayı tercih ederdim. İçtiğim ilk sigarayı bugün bile gözlerim yaşararak hatırlıyorum. Orta 2'ye gidiyordum. Annem evden ayrılmıştı. Aylardır göremiyordum. Nihayet görüşecektik. Sezin Abla'lara gelecekti. Babamdan gizli görüşecektik. Çok meşguldüm, anneme randevu vermem bile 3- 4 haftayı bulmuştu. Kırgındım, kızgındım, çocuktum ve annem "bizi" başka bir adama aşık olduğu için terk'etmişti. Buluşma anına özene bözene hazırlandım. Çok sevdiğim bir eteğim vardı. Yan dikişini söküp, neredeyse kasığıma kadar yırtmaçlı hale getirdim. Üzerine ince askılı bir penye giydim. Belime kadar uzanan saçlarımı saldım, taradım. Çingene pembesi kocaman çiçekli bir klipsle tepeden tutturdum. Yaşar Bakkal'a gidip bir paket 216 Samsun aldım. Annemle buluşmaya hazır sayılırdım. Son bir eksik vardı. Apartman boşluğuna gizlenip elimdeki paketi açtım, bir sigara yaktım. Çok öksürdüm. Çok. Gözlerim öksürükten mi yaşardı? Bilmiyorum ama yeni içici olduğumu anlamasını istemiyordum. Bir sigara daha yaktım. Öksürmedim. Büyük buluşmaya hazırdım artık.

Merdivenleri çıkıp, kapıyı çaldım. Karşısına dikilen potansiyel "küçük orospu"yu gördüğü anda annemin gözlerine sinen pişmanlığı bugün bile hatırlıyorum. Başarmıştım. Beni terk'ettiği için onu pişman etmeyi başarmıştım. Acımasızlığın yaşı yok, çocuk diyerek geçmemek lazım. O güne geri dönmek, o ilk sigarayı hiç yakmamış olmak isterdim. Ama mümkün değil. Annemin karşısına dikilip, "Sensiz de süperiz, hayatını yaşa!" demek yerine, "Seni çok seviyorum anne.." demek isterdim. Diyemedim. Aslında o gün itibariyle başlayan, bilinç altımızın analı kızlı nöbetleşerek atak yaptığı zalim bir soğuk savaşı bugün de sürdürmeye devam ediyoruz. Annem o günden sonra kuzu postunu giyip, eve geri dönmeyi becerdi. O gün gözlerinden okuduğum "pişmanlık" yıllar içinde yerini keskin bir intikam hissine bıraktı. Annem o günün hiç bitmeyen rövanşını 6 ay sonra eve döndüğünde almaya başladı. Artık yediğim her dayağın alt metni aslında ve sadece o gün anneme hissettirdiğim pişmanlık hissiydi. Saçıma yapışıp, o günü kusuyordu, bahanesi başka başka dayaklarda bile. Dayağın uygun yerinde konu mutlaka sapıyor, " Niye ananenin sözünü dinlemedin?" diye başlayan dayak, "Ulan orospu olacaktın ben eve dönmesem! Götünün tepesinde yırtmaçla dolaşıyordun sokaklarda!" ana fikrine gelerek nihayet buluyordu. İntikam kokan o tek günümün getirisi, uzun zaman boyunca yediğim her dayağın güftesi bu sözlerdi. Annemin intikam hissiyle tetiklenen davranışları ise bende başka bir kapıyı açtı. O kapıdan içeri girip, ikimize de doğru yolu öğütleyecek ak sakallı bir dede bekledim. Gelmedi. Duruma el koymaya muktedir olan tek kişi babamdı, onun da bu zorlu savaştan ve karşılıklı aldığımız derin yaralardan haberi olmadı. Yuvarlanıp gittik.

Aramızda sır yok. Eğer itiraf etmem gerekirse, büyürken çoğu kez "Orospu" olmayı hedefledim. Ne tuhaftır ki erişkin kıvama gelmek üzere olan 10 genç kızdan 4'ünün doğrudan pavyona transfer olduğu, 2'sinin de köşe serserilerinin altında kaldığı mahallemde annemim kast'ettiği türden bir "orospu" olmanın yolunu bulamadım. Beceremedim. Neden anlatıyorum bunları? Olur da benzer noktalara gelirseniz, bizim beceremediğimizi siz becerin ve asla denginiz olmayana kılıç çekmeyin diye. Bazen durup yara almayı seçebilmek, hamle yapıp öldürdüğünüz o insanın düşman olmadığını anladığınız andan daha az can yakıcı oluyor, unutmayın diye...

Böyle yani..


•• yevgenizamyatin / taş 2008


.

9 yorum :

Adsız dedi ki...

sigara içme , kendini üzme!

erecesblog.org dedi ki...

herkesin sigaraya başlama hikayesi var mıdır? geçmişime dair en küçümseyerek baktığım olaylardan biri de ilkokulda muhabbet sigaradan açıldığında "özentilikten başlanıyor" tespitiyle fırlayanların halleridir. 5-6 yaşlarımdan beri astımın bir çeşidiyle uğraşıp duruyorum. haliyle sigara dumanı mahvediyor beni. hatırlarım ne zaman kahveye maç izlemeye gitsem sigara dumanından etkilenir 3-4 gün nefes darlığı çekerdim. ailem sağolsun çok üstüme düşer. artık pazarlık yapar olmuştum kahveye gitmeden önce sigara içilmeyen yerde maç izlicem diye. babam bile yıllardır oturma odasından çıkar sigara içeceği zaman.
bugünse 20 yaşıma gelmişim. şu an portekizdeyim erasmus öğrencisi olarak. geçen cuma arkadaşlarla içerken birisi sigara yakmaya niyetlendi, ver bakalım bir tane de bana dedim. öksürüksüz falan da içtim. süper di mi? sigara kavramı benim için hal değiştirmeye başladı o andan sonra. ne zaman teşebbüs etmeye kalksam farklı milletin tanımam etmem adamı müdahale eder olurdu "being addicted" konusunda. ilk içtiğim günün üzerinden yaklaşık 4 gün falan geçti ve bu yorucu ingilizce makalelerden dolayı kendimi avutmak için sigara iç diyor beynim. diğer taraftan da öğrenci bütçesiyle hergün sigaraya verecek 3 yetelem yok, ciğerlerim kaldırmaz, ailem duysa öldürür (sağlık sebepleri, yıllarca halısız yaşadık evde halı tozuna alerjim var diye). hülasa kendi ellerimle kendi sonumu hazırlamak istemem ama burada, üzerimdeki baskının "minimum" olduğu yerde tanışıp kaynaşıp faydasıyla zararıyla halvet olma niyetindeyim bu meretin. ne kadar liseli savunması gibi duruyor değil mi? evet, çünkü ben de ranini gibi 16ya dönmek istiyorum. kayıp 4 yılımı yoksaymak istiyorum. 16da sigara içip içmemeye karar vermek istiyorum.
işin ironik kısmı da raninin gelmek istediği yerdeyim ve beklentilerimiz ve taleplerimiz birbirinden oldukça farklı. bu da yaşanmışlıkların/yaşanmamışlıkların insana kattıklarından/götürdüklerinden olsa gerek. neyse uzatmanın alemi yok, ateşi olan var mı?

Hadsizin Başkanı dedi ki...

Şişşşt Raninella,

Biri yolda olan minik müstakbel diğeri de bazı toplumlarda evlenme yaşına (neredeyse 5 yaş) gelen yeğenlerin var :) Bunların yanında nah o sigaralarını içersin heee, işte o kadar :D Beni kızdırma gelir oraya sen uyurken, saya saya içtiğin sigaralarını imha ederim beeea. Bu arada, benim çocuklara istediğin gibi göz kırpabilirsin ben o tostçudaki angutun başkanı anne gibi departif çalışmalar yapmam hele ki seni seviyorum asla sana kıyamam :) istediğin kadar işte botoxlarının etkisi geçene kadar gözünü kırpabilirsin çocuklarıma, rahat ol yani :) Hadi seni çok çok çok öptüm. Cidden sigaraları da azalt :(

Gulhan dedi ki...

geriye donup tekrar yasamak istedigim bir gun yok Ranini, pismanlik duydugum tek sey sigaraya baslamis olmakti.
ama biraktim, hayat sigarasiz nasil gecer bilemegim halde biraktim, sigarasiz cay, sigarasiz deniz, sigarasiz muhabbet nasil olur dusenemezken biraktim.. cunku ben onu birakmasam o beni yari yolda yarim insan olarak birakacakti.
megerse sigarasz cay da zevk veriyormus, denize karsi oturulup sigara icilmezse de oluyormus, artik kokusuz bir yasantim var. Ve evinde sigara icen tek arkadasimin evinde bir gece ayaz olmasina ragmen pencereler acik bir gece zor kaldim...o kadar yani..

ama icinden o ses birak demezse birakmak cok zor.
o sesi ara bul,.lutfen...

mutlu son dedi ki...

Hiç içmedim o yüzden de sigara içen birine bırak demeye çekiniyorum biraz, nasıl bir bağımlık bilmiyorum dışardan ahkam da kesmeyeyeim diyorum ama keşke bırakabilseniz. Yalnız biraz didaktik kaçacak ama hiç başlamamışlara böyle devam edin hiç başlamayın derim bak. Herhangi bir şeye bağımlı olmak haytaı kısıtlıyor ki sigara hayatı hem kısıtlıyor hem azaltıyor.

Mr. Vicdan dedi ki...

Denemekten bir zarar gelmez:

Allen Carr

Kitabı var (ucuz), DVD'si var (ucuz), semineri var (pahalı).

En azından google'da kısa bir araştırma yapın. Anthony Hopkins'e sigarayı bıraktırmış olması, olumlu birşey sanki.

Hanife dedi ki...

sevgili ranini, son cümlen içimi nasıl ürpertti, burnumun direğini nasıl sızlattı bilemezsin. söylediğin öyle doğru ki.

ranable dedi ki...

ranini bilmem beni hatirlar misin, hatirlamazsan da hicbir sey olmaz ya.. ben önümüzdeki hafta almanya'dan istanbul'a geliyorum. sigarandan bulursam getireyim mi sana?

ranable

ranini dedi ki...

@ranable

niye hatırlamayayım ? : )) hatırlıyorum seni. sağ salim gel. eğer bulursan sigaramı almandan da sevinç duyarım. rica etsem mail atar mısın bana?